12 Aralık 2007 Çarşamba

MÜSLÜMANLARA DÜŞEN SORUMLULUK

İçinde bulunduğumuz dönem, hem din ahlakının yaygınlaşmasının önemini açıkça göstermekte, hem de Müslümanlara gerçek din ahlakını insanlara anlatmak için çok fazla imkan sağlamaktadır. 19. yüzyıl toplumların hızla din ahlakından uzaklaştıkları, din dışı ideolojilerin güç kazandığı bir dönem olmuştu. Bu durum 20. yüzyılın ilk yarısında insanlara çok büyük felaketler getirdi. Halen de çeşitli ülkelerde yaşanan gerilim ve çatışmalar, pek çok insana büyük acılar getiren açlık, fakirlik, ahlaki çöküntü, toplumsal dejenarasyon gibi temel sorunlar köklü çözümler beklemektedir. Ayrıca İslam dünyasının içinde bulunduğu mevcut durum da, gerçek din ahlakının mümkün olduğunca çok insana, mümkün olduğunca kısa süre içerisinde en ilgi çekici, en etkileyici ve -Allah'ın izni ile- en hikmetli şekilde ulaştırılması gerektiğini göstermektedir.
Bu büyük sorumluluk, tüm Müslümanlar tarafından paylaşılmalı, her birey kendi imkanları ölçüsünde Kuran ahlakını yaymak için çaba göstermelidir. Bu çabanın, Rabbimiz'in dilemesiyle, neticeye ulaşabilmesi ise, Allah'ın Kuran'da bize gösterdiği, Peygamber Efendimiz'in hayatı boyunca uyguladığı tebliğ yöntemlerinin uygulanması ile mümkündür.
Kuran'da peygamber kıssalarında, gönderilen her peygamberin toplumların önde gelenleri ile fikri bir mücadele içinde oldukları bildirilmektedir. Toplumun önde gelen insanları fikirleri ve hayat tarzları ile tüm toplum üzerinde etkili olan, onları kendi istedikleri şekilde yönlendirebilen çevrelerdir.
Bu çevrelerde yaşanacak ideolojik değişiklik tüm toplumu etkiler. Bugün de tebliğ yapacak Müslümanların, toplumları neyin etki altına alıp din ahlakından uzaklaştırdığını iyi tespit etmeleri ve bu unsurlarla fikri alanda mücadele etmeleri gerekmektedir. Günümüz toplumlarına baktığımızda ise, insanları din ahlakını yaşamaktan alıkoyan en önemli unsurların başında, din dışı ideolojilerin toplumların düşünce yapılarında meydana getirdiği tahribatın olduğunu görürüz. Söz konusu ideolojilerin en önemlileri ise ateizm ve materyalizmdir.
Aslında kökü Sümerlere kadar uzanan materyalizm, 19. yüzyılda Charles Darwin'in ortaya attığı evrim teorisi ile sözde bilimsel bir dayanak kazanmış ve materyalistler asırlardır açıklamasını yapamadıkları "evren ve canlılık nasıl var oldu?" sorusuna bu bilim dışı teori ile açıklama getirebildiklerini sanmışlardır. Darwin, doğanın içinde, cansız maddeyi canlandıran ve sonra da ondan milyonlarca farklı canlı türü türeten bir mekanizma olduğunu iddia etti ve pek çok kişiyi bu yanılgıya inandırdı. 19. yüzyılın sonlarında, ateistler, kendilerince her şeyi açıkladığını sandıkları bir "dünya görüşü" oluşturmuşlardı: Evrenin yaratıldığını inkar ediyor, buna karşı "evren sonsuzdan beri vardır, başlangıcı yoktur" diyorlardı. Evrendeki düzen ve dengenin tesadüflerin sonucu olduğunu ileri sürüyor, kainatta hiçbir amaç bulunmadığını iddia ediyorlardı. Bu sapkın inanış toplumlarda büyük tahribata neden oldur. Allah'ın varlığını ve din ahlakını inkar eden, insanların kimseye karşı sorumlu olmadıkları yalanını telkin eden bu batıl dünya görüşü, bencil, çıkarcı, saldırgan, acımasız bireylerin sayısının artmasına, daha da kötüsü bu kötü ahlak özelliklerinin makul karşılanmasına neden oldu. Yardımlaşma, fedakarlık, sabır, vefa gibi din ahlakının insanlara öğrettiği erdemler toplum hayatından neredeyse tamamen çıkarıldı. Uzun yıllar süren propagandaların etkisi ile insanlar Darwinizm'in bilimsel bir teori olduğu aldatmacasına inandılar. Okullarda verilen derslerde, gazetelerde yar alan yazılarda, çeşitli televizyon programlarında, hatta filmlerde, şarkılarda, eğlence sektörünün değişik alanlarında "insanın atasının maymun olduğu yalanı" adeta tartışmasız bir gerçekmiş gibi lanse edildi.
Ancak 20. yüzyılın ikinci yarısından itibaren bilim dünyasında yaşanan gelişmeler, evrim teorisinin büyük bir safsatadan ibaret olduğunu delilleri ile gözler önüne serdi. Ne var ki, teoriyi sahiplenip propagandasını yapanlar sadece ideolojik kaygılarla bu bilim dışı teoriyi kabullenmişlerdi. Ve Darwin'in teorisinin geçersizliğinin ortaya çıkmasıyla, dünya görüşlerinin tamamen yıkılacağını, yani materyalist ve ateist ideolojilerin yerle bir olacağını gayet iyi biliyorlardı. Evrenin ve kendisinin Darwinist ve materyalistlerin iddia ettiği gibi tesadüflerin eseri olmadığını gören bir insan, doğal olarak herşeyin nasıl var olduğu sorusunun cevabını arayacak ve bu arayış onu tek bir gerçeğe götürecektir: Üstün bir Yaratıcı herşeyi yoktan var etmiştir. Bu gerçeği anlayan insan, tüm yaşantısını doğal olarak Yaratıcımız'ın emirlerine göre şekillendirecek, diğer bir deyişle din ahlakını yaşamaya başlayacaktır. Bu ise, asırlardır din ahlakına karşı mücadele vermiş olanlar için büyük bir yenilgi anlamına gelmektedir. Günümüzde Darwinizm'in ısrarla savunulmasının temelinde bu gerçek yer almaktadır.

Hiç yorum yok: