17 Aralık 2007 Pazartesi

Maddi imkanlarınızın kısıtlı olduğunu düşünüyorsanız;

Size fayda vermeyecek dergilerden, gazetelerden almayıp, bunların yerine Mercek gibi her sayfasında çok derin bilgiler barındıran dergilerden alabilirsiniz. Daha sonra bu dergileri arkadaşlarınız arasında dolaştırıp, çevrenizdeki kişilere de fayda verirsiniz.
- Okuduğunuz gazetelerdeki, dergilerdeki ilginç haberleri toplayıp, kitaplarda kullanılmak üzere yayınevine yollayabilirsiniz.
- Eğer tek kişi maddi imkanınız yoksa arkadaşlarınızla birleşip bir kitap alıp, birlikte okuyabilirsiniz. Daha sonra bu kitapları arkadaşlarınız arasında dolaştırabilirsiniz.
- Eğer tek kişi maddi imkanınız yoksa, mahallenizde oturan dostlarınızla konuşup bir kişinin evinde bir kütüphane oluşturabilirsiniz. Aldığınız kitapları bu kütüphaneye koyup birçok kişinin istifade etmesini sağlayabilirsiniz. - Eski müzik kasetlerini toplayıp, bunların üzerine Harun Yahya ses kasetlerini doldurabilir, bu kasetleri yakınlarınıza, arkadaşlarınıza dinlemeleri için verebilirsiniz.
- Eğer CD alıp, kitapları çoğaltmak sizin bütçenize yüksek geliyorsa, 10 tane disket satın alırsınız. İslam ahlakını anlatan internet sitelerinden çeşitli kitap ve makaleleri kaydedip, arkadaşlarınıza hediye edebilirsiniz. Onları da disketleri kullandıktan sonra başkalarına vermeleri için teşvik edebilirsiniz.

İslam'ın Yararına Düşünmek

Samimi Müslümanlar zulmün ve haksızlıkların sona ermesi, güzel ahlakın insanlar üzerinde hakim olması ve İslam dininin aslına uygun olarak yaşanması için ciddi çaba gösterirler. Rabbimize büyük bir teslimiyetle bağlanır, O'nun rızasını kazanacak iyi işler yapma konusunda hiçbir şeyi kendileri için engel olarak görmezler. Büyük bir dikkat ve titizlikle Allah'ın rızasına, rahmetine ve Müslümanlar için hazırladığı cennetine layık bir insan olmak için gayret gösterirler. Allah onların süreklilik içindeki bu samimi çabalarını şöyle bildirmektedir:
Ey insan, gerçekten sen, hiç durmaksızın Rabbine doğru bir çaba harcayıp durmaktasın; sonunda O'na varacaksın. (İnşikak Suresi, 6)
Allah’a kesin olarak inanan bir insan Allah'ın hoşnutluğunu, rahmetini ve cennetini kazanmak için elinden gelenin en fazlasını yapmak ister. Bir işi bitirip diğer hayırlı bir işe geçer, olabilecek en süratli, en kapsamlı şekilde dine hizmet eder. Allah’a olan bağlılığını, yaşamına olabilecek en hayırlı hizmetleri sığdırarak göstermek için ciddi bir çaba harcar. Daima İslam'ın, Müslümanların yararına düşünür, tüm insanların barış, dostluk, güven ve huzur içinde yaşamaları için üzerine düşeni yapmaya çalışır. Allah rızası için yapılan hizmetlerdeki bu şevk ve istek gerçek dindarlığın da alametlerinden biridir.
Ancak imanı zayıf bazı kimseler, müminler teşvik edip destek olmadıkça hayırlı bir hizmet girişiminde bulunmazlar. Kalplerinde onları karşılıksız hizmete yöneltecek güçte bir Allah sevgisi ve korkusu olmadığı için çalışıp çabalamak, iyilik yapmak, fedakarlıkta bulunmak ağırlarına gider. Ancak bunun yanında kendilerini çevrelerine dindar gösterecek kadar hizmet eder, en az çaba sarf ederek hayatlarını sürdürmek isterler. Allah'ın rızasının en büyük kazanç olduğunu göz ardı ettikleri için bu konuda üzerlerinde daima bir ağırlık olur. Dünyevi bir çıkar elde etme ihtimali olan işler için gece gündüz çalışmayı, uykusuz kalmayı, yorulmayı kısaca her türlü fedakarlığı göze alırken, İslamın menfaati için yapılacak bir hizmeti yük olarak görür ve yaptıkları her işte müminleri minnet altında bırakmak isterler.
Samimi Müslümanlar ise, "Şu halde boş kaldığın zaman, durmaksızın (dua ve ibadetle) yorulmaya-devam et. Ve yalnızca Rabbine rağbet et" (İnşirah Suresi, 7-8) ayeti gereği Allah'ın rızasını, rahmetini ve cennetini kazanacak olmanın umudu ve sevinci ile, her anlarında çok şevkli, canlı, çalışkandırlar. Nitekim Allah Bakara Suresi’nin 148. ayetinde müminlere “hayırlarda yarışmalarını” emreder. Bu ayetlere uyan müminler, bir an dahi boş kalmadan, hayır işlemek ve iyilik yapmak konusunda birbirleriyle yarış içindedirler. Her an bir ecir kazanmak için fırsat kollar, hiçbir zaman üşenmeden, başkasına bırakmadan, ertelemeden önlerine çıkan her fırsatı değerlendirirler. Yaptıklarından dolayı ise hiçkimseyi minnet altında bırakmaz, kimseye iyilik yapıyormuş edasıyla işlerini yapmazlar. Aksine Allah'a, Allah'ın rızasına ve rahmetine ve ölmeden önce toplayacakları ecirlere muhtaç olduklarını bilerek, tevazu ve kanaatkarlık içinde, hiç kimseden tek bir teşekkür dahi beklemeden İslam’a hizmette bulunurlar.
Vicdana uyularak yalnızca Rabbimizin rızası için yapılan hizmet en zor ortamda bile mümine neşe ve sevinç verir. Her samimi çabanın sonucunda bir güzellik ve huzur, dünyada şerefli bir hayat vardır. Ahirette ise sonsuz sevinç ve neşeyi yalnızca müminler yaşayacaktır. İşte tüm bunları bilen ve kavrayan bir mümin yaptığı işlerde tek bir teşekkür dahi olsa dünyevi bir karşılık beklemenin kendisi için Allah’ın huzurunda ne kadar utanç verici olduğunu bilir. Dünya hayatında ve ahirette yaşayacağı büyük kaybı bilir ve bundan çok korkar. Zira Allah’ın rızasını, sonsuz rahmetini ve cennetini unutarak dünyevi beklentiler içinde olmak bir insanın hem dünyada hem ahirette hüsrana uğramasına neden olur. Allah bir ayetinde müminlerin bu samimiyetini şöyle bildirir:
... Şerri (kötülüğü) yaygın olan bir günden korkarlar. Kendileri, ona duydukları sevgiye rağmen yemeği, yoksula, yetime ve esire yedirirler.
"Biz size, ancak Allah'ın yüzü (rızası) için yediriyoruz; sizden ne bir karşılık istiyoruz, ne bir teşekkür. Çünkü biz, asık suratlı, zorlu bir gün nedeniyle Rabbimizden korkuyoruz."
Artık Allah, onları böyle bir günün şerrinden korumuş ve onlara parıltılı bir aydınlık ve bir sevinç vermiştir.
Ve sabretmeleri dolayısıyla cennetle ve ipekle ödüllendirmiştir. (İnsan Suresi, 7-12)

Sadece Allah'ın Rızası

Bugün ne yakın çevremizdeki ne de dünyadaki koşullar, ağır ve pasif davranmaya, boş işlerle oyalanmaya, rehavete, gevşekliğe ve dünyevi menfaatlerin ardı sıra gitmeye elverişli değildir. Sayıları milyonları bulan Müslümanlar büyük bir baskı ve zulüm altındayken bu insanların kurtuluşu için gayret göstermemek hiçbir Müslümanın hamiyet-i İslamiyesine sığmamalıdır. Zayıf bırakılmış insanlara yaşatılan haksızlıkların sürekli gözler önüne serilerek, gündemde tutulması son derece önemlidir. Ancak Allah’ın Kuran’da emrettiği adalet, yardımlaşma, merhamet, sevgi, şefkat, fedakarlık, affedicilik gibi özellikler yeryüzüne hakim olursa, bunun sonucunda adaletli, barış dolu ve güvenli bir ortam oluşacağının insanlara vakit kaybetmeden anlatılması gerekir. Bunun yanısıra Allah’a iman edenlerin Allah’ın yardımı ve vaatleriyle müjdelenmeleri ve insanlara zulmedenlerin de Allah’tan alacakları karşılık ile uyarılıp korkutulmaları da son derece önemlidir. Allah’ın "Sizden; hayra çağıran, iyiliği (marufu) emreden ve kötülükten (münkerden) sakındıran bir topluluk bulunsun. Kurtuluşa erenler işte bunlardır." (Al-i İmran Suresi, 104) ayetiyle bildirdiği gibi insanları hakka yöneltmek de yine Müslümanlara düşen bir sorumluluktur. Başka ayetlerde ise Allah müslümanların bu özelliklerini şöyle bildirmektedir: Tevbe edenler, ibadet edenler, hamd edenler, (İslam uğrunda) seyahat edenler, rükû edenler, secde edenler, iyiliği emredenler, kötülükten sakındıranlar ve Allah'ın sınırlarını koruyanlar; sen (bütün) mü'minleri müjdele. (Tevbe Suresi, 112) Sizden önceki nesillerden onlardan kurtardığımızdan pek azı dışında yeryüzünde bozgunculuğu önleyecek fazilet sahibi kişiler bulunmalı değil miydi?... (Hud Suresi, 116) Kendilerine hatırlatılanı unuttuklarında ise, Biz de kötülükten sakındıranları kurtardık... (Araf Suresi, 165)
Bugün dünya üzerinde zulüm gören, açlık çeken, baskı altında yaşayan, şiddete maruz kalan, ezilen insanların varlığından herkes haberdardır. Gazetelerde, televizyonlarda bu sahipsiz ve muhtaç insanların görüntülerine hemen herkes rastlamaktadır. Çoğu kimse bu insanların içinde bulundukları durumu görünce onlara karşı içinde bir teessür hissi duyar. Ancak genelde zihninlerinde onları kurtarmak için bir girişimde bulunma düşüncesi yoktur. Bunu hep başkalarının sorumluluğu olarak görürler. İnsanların bir kısmı da birşeyler yapmak istemelerine rağmen bir yandan da "tek başıma benim elimden ne gelir“ şeklinde bir düşünceye saplanıp kalırlar. Oysa bu çok yanlış bir düşünce şeklidir. Çünkü, dünya üzerinde yaşanan tüm acıların, savaşların ve kargaşanın temelinde insanların din ahlakından uzaklaşmaları ve din ahlakı ile bağdaşmayan ideolojileri benimsemeleri yatar. Dolayısıyla tüm sorunların ortak ve köklü çözümü din ahlakına uygun olmayan bu ideolojilerle fikri alanda mücadele etmek ve insanlara Allah’ın insanlar için seçip beğendiği İslam ahlakını anlatmaktır.
Din ahlakına uygun olmayan ideolojilerle mücadeleden kastedilen, bu doğrultudaki fikir akımlarının savundukları iddiaların bilimsel delillerle çürütülmesi ve geçersizliklerinin ortaya konmasıdır. Bu fikir mücadelesinde ise her insanın yapabileceği bir iş, üstlenebileceği bir sorumluluk mutlaka vardır. İçinde bulundukları şartlarda hiçbir şeye imkan bulamayanlar, bu önemli mücadeleyi kendisine dava edinmiş kimselere yardımcı ve destekçi olabilirler. Örneğin din ahlakına karşı olan ideolojilerle mücadele amacıyla yazılmış kitaplarda anlatılan gerçekleri çok iyi öğrenerek bunları herkese anlatabilir, çevrelerini bu gerçeklerden haberdar edebilirler. Yine insanlara Allah'ın varlığını anlatmak, Allah korkusunu öğretmek, hesap gününde yaşanacakları, cennetin ve cehennemin varlığını hatırlatmak ve dünyada bulunuş amacımızı tebliğ etmek, zulmün son bulması için önemli faaliyetlerdir. Bunun aksi, yani türlü mazeretlerle çekimser kalmak ise istemeden de olsa dinden uzak fikirlere destek olmak olacaktır. Halbuki dünya üzerinde Müslümanlar Allah'a iman ettikleri, hayatlarını Allah’ın emir ve yasaklarına uygun şekilde geçirmek istedikleri için baskı ve şiddete maruz kalırlarken, bir Müslümanın bahaneler öne sürerek İslam’a hizmetten çekimser kalması, kendi rahatını düşünmesi, boş işlerle vakit geçirmesi vicdanına sığmaz. Çünkü Müslüman dünya üzerinde yaşanan tüm sorunların en temel çözüm yolunu bilmektedir. Bu çözüm; din ahlakının insanlara anlatılması, öğretilmesidir. Bu gerçeği bilmek ona çok önemli bir sorumluluk yüklemiştir. Bu sorumluluk tüm dünyaya Allah’ın dinini ve din ahlakının getirdiği güzellikleri anlatmak, insanları bu ahlakı yaşamaları için bilgilendirip teşvik etmek ve din ahlakına karşı çıkan akımlara karşı mutlaka fikri mücadele yürütmektir.

12 Aralık 2007 Çarşamba

Dünya Acılarına Son vermek Herkesin Sorumluluğu

islam'a hizmet etmenin, İslam ahlakını insanlar arasında yaygınlaştırmanın neden bu kadar acil olduğunu anlayabilmek için dünya üzerindeki Müslümanlar üzerinde birkaç dakika düşünmek yeterlidir.
Günümüzde tüm dünya insanlarının ve dünyanın dört bir yanında yaşayan Müslümanların durumuna baktığımızda, müminlerin bu ahlakı güçlerinin yettiğinin en fazlasıyla yaşamasının önemi bir kez daha ortaya çıkmaktadır. Hemen her gün gazetelerde ve televizyonlarda, dünyanın dört bir yanında Kuran ahlakının yaşanmamasından kaynaklanan karışıklıklara, yapılan zulümlerden dolayı dayanılması güç zorluklar yaşayan insanların hayatlarına şahit oluruz. Filistin'de, Endonezya'da, Doğu Türkistan’da, Çeçenistan'da veya dünyanın herhangi başka bir yerinde bir avuç toprak için yerlerde sürüklenen, çocuklarının gözü önünde tekmelenen insanlar, ellerinde taşlarla kendilerini savunmaya çalışan küçük çocuklar her insanın bildiği görüntülerdir.

Halen dünyanın dört bir yanında savaşlar, iç karışıklıklar devam etmektedir. Bu savaşlarda Bosna-Hersek'te, Kosova’da Cezayir'de, Tunus'ta, Eritre'de, Mısır'da, Afganistan'da, Keşmir'de, Ruanda’da, Doğu Türkistan'da, Çeçenistan'da, Vietnam’da, Tayland'da, Filipinler'de, Burma'da ya da Sudan'da yüz binlerce silahsız insan hayatını kaybetmiş, kadınlar tecavüze uğramış, işkence görmüş, milyonlarcası evlerinden yurtlarından çıkarılmış, sakat kalmış, yakınlarını kaybetmiştir. Masum çocuklar kurşunlara hedef olmuş, bebekler kundaklarında katledilmiş, kaçmaya çalışan insanlar mayınlara basarak sakat kalmışlardır. İnsanlar eşi benzeri görülmemiş bir vahşete tabi tutulmuş, zulme uğratılmış, hayatlarını devam ettirebilmek insanlık dışı esir kamplarında yaşam mücadelesi vermişlerdir. Halen de daha pek çok yerde tüm bu zulümler sürgelmektedir. Kadınlar, çocuklar zulme uğratılmaya, eziyet görmeye devam etmektedir. Müslüman topluluklar birer birer bağımsızlıklarını yitirmekte, kendilerine yardım eli uzatacak vicdan sahibi insanların yardım etmesini beklemekte ama seslerini duyuramamaktadırlar. Müslümanların zulüm gördükleri ülkelerden yalnızca birkaçında yaşananlara kısaca bir göz atıldığında dahi bu konunun önemi çok daha iyi anlaşılabilecektir.
Allah bir ayetinde şu şekilde buyurmaktadır:
Size ne oluyor ki, Allah yolunda ve: "Rabbimiz, bizi halkı zalim olan bu ülkeden çıkar, bize katından bir veli (koruyucu sahip) gönder, bize katından bir yardım eden yolla" diyen erkekler, kadınlar ve çocuklardan zayıf bırakılmışlar adına çaba göstermiyorsunuz? (Nisa Suresi, 75)
Zulüm gören, işkenceyle öldürülen insanlar, masum bebekler, bir ekmek alacak parası dahi olmayanlar, soğuk havada, bezden çadırlarda neredeyse sokakta yatanlar, hastalıklarını tedavi ettirecek para bulamayanlar veya ihtiyar ve güçsüz olmalarına rağmen hastane kapılarında saatlerce hatta günlerce tedavi sırası bekleyenler, sadece belli bir kabileye mensup oldukları için katledilenler, dinlerinden dolayı evlerinden, yurtlarından çıkartılan kadınlar, çocuklar ve yaşlılar, bir tarafta ardı arkası gelmeyen israf, diğer tarafta ise açlıktan ve bakımsızlıktan yok olan, ölüme terk edilen zavallı insanlar, sokağa atılan, kendi başının çaresine bakamayacak kadar küçük ve savunmasız çocuklar, ailesini geçindirebilmek için küçük yaşta okula gitmeyip, oyun oynamayıp çalışan veya dilenen çocuklar, her an hasımları tarafından öldürülme korkusuyla yaşayan insanlar…
Burada sayılan insanların varlığından herkes haberdardır. Hemen her gün, gazetelerde, televizyonlarda bu çaresiz, zavallı, kimsesiz ve muhtaç insanların görüntülerine rastlamak mümkündür. Pek çok kimse bu insanların içinde bulundukları durumu görür, onlara acır. Ancak bir süre sonra konuştuğu konuyu ya da seyrettiği kanalı değiştirince veya okuduğu gazetenin sayfalarını çevirince bu insanların varlığını unutur. Çoğu kişi bu insanları bulundukları durumdan kurtarmak için bir çaba harcaması gerektiğini düşünmez. Ve "dünyada o kadar zengin ve güç sahibi insan varken o insanları kurtarmak bana mı kaldı" diyerek sorumluluğu başkalarının üzerine atar.
Oysa bu insanları kurtarmak, tüm dünyanın adalet, huzur, güven ve zenginlik içinde yaşanan, refah dolu bir yer olmasını sağlamak için zenginlik ve güç tek başına yeterli değildir. Örneğin dünyada çok sayıda zengin ve gelişmiş ülke olmasına rağmen Etiyopya'da hala insanlar açlıktan ölmektedirler. Onca gelişmiş teknolojiye ve dünyanın zengin kaynaklarına rağmen insanların bir tabak yemeğe muhtaç olmaları, zenginliğin ve gücün tek başına yeterli olmadığının en açık göstergelerindendir.
Zenginliğin ve gücün, bu zavallı ve muhtaç insanların yararına kullanılması için öncelikle insanların vicdan sahibi olmaları gerekir. Vicdan sahibi olmanın yegane yolu ise imandır. Ancak imanlı insanlar, sürekli olarak vicdanlarını kullanarak hareket ederler.
Sonuç olarak, dünyadaki adaletsizliğin, kargaşanın, terörün, katliamların, açlığın, sefaletin ve zulmün tek bir çözümü vardır: Kuran Ahlakı.
Dünyada var olan sorunlara genel olarak bakıldığında, tüm bu olaylara sevgisizlik, nefret, kin, düşmanlık, çıkarcılık, bencillik, umursamazlık, acımasızlık gibi duyguların ve akılsızlığın neden olduğu görülecektir. Bu olayları çözmenin ve tamamen ortadan kaldırmanın yolları ise sevgi, şefkat, merhamet, acıma, karşılık beklemeden hizmet etme şevki, duyarlı olma, fedakarlık, dostluk, hoşgörü, sağduyu ve akıldır. Bu özellikler ise ancak Kuran ahlakını eksiksiz olarak yaşayan insanlara aittir. Allah ayetlerinde Kuran'ın insanları karanlıklardan aydınlığa çıkarma özelliğini şöyle bildirir:
… Size Allah'tan bir nur ve apaçık bir Kitap geldi. Allah, rızasına uyanları bununla kurtuluş yollarına ulaştırır ve onları Kendi izniyle karanlıklardan nura çıkarır. Onları dosdoğru yola yöneltip-iletir. (Maide Suresi, 15-16)
Allah bir başka ayetinde ise Kuran'a uyulmadığında yeryüzünde var olan her şeyin bozulmaya uğrayacağını haber verir:
Eğer hak, onların heva (istek ve tutku)larına uyacak olsaydı hiç tartışmasız, gökler, yer ve bunların içinde olan herkes (ve her şey) bozulmaya uğrardı. Hayır, Biz onlara kendi şan ve şeref (zikir)lerini getirmiş bulunuyoruz, fakat onlar kendi zikirlerinden yüz çeviriyorlar. (Müminun Suresi, 71)
Şu anda, siz bu yazıyı okurken de, milyonlarca zavallı insan ya eziyet görüyor, ya açlıktan ya da soğuktan ölmemek için dayanmaya çalışıyor. Veya evinden, ailesinden ve çocuklarından koparılıyor, yurdundan sürülüyor. Bu nedenle vicdan sahibi insanlar tüm bunları düşünmeli, tüm bu acılar, felaketler, sıkıntı ve zorluklar kendilerine ve sevdiklerine dokunmuşcasına duyarlı davranmalıdırlar. Ve yardım isteyen insanlara maddi manevi her yönde yardımcı olabilmenin yollarını aramalıdırlar. Allah iman eden, vicdan ve sağduyu sahibi insanların bu sorumluluğu üzerlerine almalarını bir ayetinde şöyle emretmektedir:
Size ne oluyor ki, Allah yolunda ve: "Rabbimiz, bizi halkı zalim olan bu ülkeden çıkar, bize katından bir veli (koruyucu sahib) gönder, bize katından bir yardım eden yolla" diyen erkekler, kadınlar ve çocuklardan zayıf bırakılmışlar adına savaşmıyorsunuz? (Nisa Suresi, 75)
Günümüzde bu hizmetin nasıl yapılacağı ise, Kuran ayetleri gözönüne alındığında açıkça ortaya çıkmaktadır. Yapılması gereken en önemli şey, Kuran ahlakının dinsizliğin karşısında üstün gelmesi için, Müslümanların fikri alanda mücadele etmeleridir. Bu siteyi hazırlamamızdaki amaç da söz konusu fikri mücadele için tüm Müslümanlara yol göstermektir. Zira zayıf bırakılan, çaresiz, kimsesiz ve korunmaya muhtaç insanların tek kurtuluşu, Kuran ahlakının tüm dünya insanları arasında yayılıp yaşanmasıdır. Öyle ise tüm insanlara Kuran ahlakını anlatmak, dini tebliğ etmek her Müslüman için çok önemli ve aciliyetli bir ibadettir.
Vicdanlarını kullanmayanlar, yetimlere, yoksullara, zavallı masumlara karşı duyarsız ve umursuz davrananlar, dünya hayatında kendilerine verilen malları boşa harcayanlar, zulüm gören kadınları, çocukları, yaşlıları ilgisizce seyredenler, her türlü ahlaksızlığın ve çirkinliğin yeryüzünde yaygınlaşmasından hoşnutluk duyanlar ve bu bakış açısını teşvik eden insanlar ahirette bunların hesabını mutlaka vereceklerdir:
Dini yalanlayanı gördün mü? İşte yetimi itip-kakan, yoksulu doyurmayı teşvik etmeyen odur. İşte (şu) namaz kılanların vay haline, ki onlar, namazlarında yanılgıdadırlar, onlar gösteriş yapmaktadırlar, ve 'ufacık bir yardımı (veya zekatı) da' engellemektedirler. (Ma'un Suresi, 1-7)




İslam ahlakını anlatmaya kendi çevrenizden başlayın...


İnsanın hiç tanımadığı, ahlakını ve hayata bakış açısını bilmediği bir kişiyi din ahlakına davet etmesi bilgi, tecrübe ve zaman gerektirir. Bu nedenle İslam ahlakını anlatmaya öncelikle tanıdığınız, kolaylıkla iletişim kurabileceğiniz kişilerden başlayabilirsiniz. Bu, size vakit kazandıracak, tecrübe kazanmanızı ve eksikliklerinizi görmenizi sağlayacaktır.
Harun Yahya kitaplarından öğrendiklerinizi öncelikle ailenizle, yakın arkadaşlarınızla, kendinizi yakın hissettiğiniz dostlarınızla paylaşabilirsiniz. Onlara birlik, beraberliğin önemini, devlete bağlılığın gerekliliğini, Allah’ın yaratış delillerini, sonsuz güç ve kudretini, İslam ahlakını ve Peygamber Efendimiz (sav)’in hayatını anlatabilirsiniz. Bu güzel ibadeti yerine getirirken Peygamber Efendimiz (sav)’in şu kıymetli sözünü hiç unutmayın:
“Allah’ın evlerinden birinde toplanıp Allah’ın kitabını okuyan ve onu aralarında öğrenip öğreten bir gruba mutlaka sekinet iner. Kendilerini rahmet kaplar, melekler çevre
ler ve Allah (c.c.) onları Kendi yanındakiler arasında zikreder”
Yukarıdaki hadiste de bildirildiği gibi Kuran ayetlerini öğrenmek ve insanlara öğretmek Allah Katında çok kıymetlidir. Bunun için vaktiniz olmadığını düşünmeyin. Eğer gün içinde vaktinizi iyi değerlendirirseniz, her insanın İslam ahlakını anlatmak için yapabileceği birçok şey olduğunu göreceksiniz. Aşağıda, sizin de uygulayabileceğiniz birçok fikir yer almaktadır. Her gün bu fikirlerden bir ya da birkaç tanesini yapmaya çalışabilirsiniz. Birkaç ay sonunda vaktinizi hayırlı bir amaçla geçirdiğinizi daha iyi anlayacaksınız:
- Bir misafiriniz geldiğinde boş ve amaçsız konuşmalara dalmaktansa Peygamberimiz (sav)’in hadislerinde bildirdiği güzel ahlak, kardeşlik gibi konular üzerine konuşabilirsiniz. Birlikte Kuran ayetlerini, peygamberlerin hayatlarının anlatıldığı kıssaları okuyabilirsiniz. Harun Yahya'nın imani, bilimsel ya da siyasi kitaplarından da hep birlikte okuyabilir, kitaplardan öğrendiklerinizi kısaca da olsa birbirinize anlatabilirsiniz.
- Yolculuklarınızda veya yolda yürürken yaptığınız sohbetlerde Harun Yahya’nın kitaplarından konular seçerek gündemler oluşturabilirsiniz. Bunun için özel zaman ayırmanız gerekmeyecek, zaten sohbet ederek geçireceğiniz bir vakti, hikmetli bir şekilde değerlendirmiş olacaksınız.
- Sürekli alışveriş yaptığınız ya da yolunuzun üzerindeki DVD, VHS, VCD ya da ses kasedi satan mağazalara Harun Yahya’nın çalışmalarının konulmasını teklif edebilirsiniz. Eğer bu yerlerde gün boyu yayın yapan bir televizyon ya da müzik sistemi varsa, bu televizyonda Harun Yahya’nın eserlerinden hazırlanan belgesellerin gösterilmesini ya da ses kasetlerinin dinletilmesini teklif edebilirsiniz. Olumlu yaklaşımda bulunan mağazaları sitemize bildirebilirsiniz.
- Kendi semtinizdeki kitabevlerinde Harun Yahya eserlerinin bulunması için kitabevi yetkililerine teklifte bulunabilirsiniz.
- Mercek, Araştırma ve Düşünen Çocuk gibi güzel ahlakı, birlik-beraberliği anlatan ufuk açıcı dergileri takip edebilir ve çevrenizdekileri de bu dergileri almaları ve abone olmaları yönünde teşvik edebilirsiniz.
- Mercek ve Düşünen Çocuk dergileriyle birlikte verilen belgesel filmleri arkadaşlarınızla, ailenizle seyredebilir, çevrenizdekilere anlatabilirsiniz.
- Yaşadığınız bölgedeki yaşlılar bakım evlerinin, çocuk esirgeme kurumlarının adreslerini öğrenip, oralara kitap, belgesel film, ses kasedi hediye edebilirsiniz.
- Çocuk kitapları alıp, çocuk kreşlerine, anaokullarına hediye edebilirsiniz. Yine belli bir vaktinizi ayırıp, oradaki çocuklara gönüllü olarak kitapları okuyup, İslam ahlakını öğrenmelerine katkıda bulunabilirsiniz.
- Ulusal veya yerel basında Harun Yahya’nın makalelerinin yayınlanmasını sağlayabilirsiniz. Bunun için sitemizle bağlantı kurup yazı ve makaleler temin edebilirsiniz.
- Yurtdışında yaşayan bir akrabanız varsa, ondan yaşadığı şehirdeki kütüphane, yayınevi gibi yerlerin isimlerini öğrenmesini isteyebilirsiniz. Daha sonra buraları sitemize bildirebilirsiniz.
- Oturduğunuz semtte Kuran Mucizeleri, Evrenin Yaratılışı veya Yaratılış Gerçeği konulu konferanslardan birinin yapılmasını sağlayabilirsiniz. Bunun için ya sizin veya tanıdığınız bir kuruluşun organizasyon yapması ve yayınevi ile bağlantıya geçmeniz yeterlidir. Bu yolla da insanların Allah’ın yaratış delillerini öğrenmelerine vesile olabilirsiniz.
- Harun Yahya’nın devlete ve millete olan bağlılığını örnek alıp, lider bir Türkiye oluşması için siz de aynı ahlakı göstererek, elinizden geleni yapabilirsiniz.

Müslümanların Birlik ve Beraberlik içinde olmaları gerekmektedir.



Müslümanların birlik ve beraberlik ruhu içinde hareket etmeleri, Kuran ahlakını yaymak için yapılacak bütün çalışmalara hız kazandıracaktır. Yapılan işleri bereketlendirecektir. Doğru bilgi en hızlı ve en güzel şekilde tüm insanlara ulaşacaktır. Şu anda da bireysel ve toplu olarak dünyanın farklı bölgelerinde, Müslümanlar tarafından İslam'ı yaymak ve tanıtmak için çeşitli faaliyetler yapılmaktadır. Ancak İslam Birliği'nin kurulması, bu faaliyetleri daha programlı bir hale getirecek, Kuran ahlakını yaymak için sistemli bir çalışma yürütülmesi sağlanacaktır. Ayrıca sözde İslam adına ortaya çıkan, ama gerçekte İslam dışı bir saldırganlık ve kabalık sergileyen birtakım kimselerin de önüne geçilecek, gerçek İslam ahlakının ne olduğu tanımlanarak çizilen yanlış imajlar ortadan kaldırılacaktır.
Unutmamak gerekir ki, İslam dünyasını çok önemli ve büyük gelişmeler beklemektedir. Allah, herşey için olduğu gibi İslam toplumları için de bir kader çizmiştir. "Allah, nurunu tamamlamayı dilemektedir." (Tevbe Suresi 32) ayetiyle bildirildiği gibi, Kuran ahlakının tüm dünyaya yayılarak, din-dışı felsefelerin fikren yıkılacağı, yeryüzünden fitnenin kaldırılmasıyla tüm insanlığa barış ve kurtuluş geleceği Rabbimiz'in bize bir müjdesidir. İslam ahlakının dünyaya yayılacağı, insanların barışa ve güvenliğe kavuşacağı günler Allah'ın izni ile pek yakındır. Allah'ın samimi iman edenlere vaadi, "onları da kendilerinden öncekiler gibi güç ve iktidar sahibi kılmaktır." Ayette şöyle buyurulmaktadır:
Allah, içinizden iman edenlere ve salih amellerde bulunanlara va'detmiştir: Hiç şüphesiz onlardan öncekileri nasıl 'güç ve iktidar sahibi' kıldıysa, onları da yeryüzünde 'güç ve iktidar sahibi' kılacak, kendileri için seçip beğendiği dinlerini kendilerine yerleşik kılıp sağlamlaştıracak ve onları korkularından sonra güvenliğe çevirecektir. Onlar, yalnızca Bana ibadet ederler ve Bana hiçbir şeyi ortak koşmazlar. Kim bundan sonra inkar ederse, işte onlar fasıktır. (Nur Suresi, 55)
Her Müslüman ahlakını güzelleştirerek, İslam'ın ve Müslümanların yararına yaptığı hayır işlerinin sayısını olabildiğince artırarak en güzel şekilde bu kutlu dönem için hazırlanmalıdır. Müslümanların, insanların dalga dalga Allah'ın dinine girdiklerini görecekleri zamanın bir an once gelmesi için, yapmaları gereken en önemli hazırlıklardan biri ise, tebliğ çalışmalarında bulunmak ve bu çalışmaların etkisinin artması için gayret etmektir.

MÜSLÜMANLARA DÜŞEN SORUMLULUK

İçinde bulunduğumuz dönem, hem din ahlakının yaygınlaşmasının önemini açıkça göstermekte, hem de Müslümanlara gerçek din ahlakını insanlara anlatmak için çok fazla imkan sağlamaktadır. 19. yüzyıl toplumların hızla din ahlakından uzaklaştıkları, din dışı ideolojilerin güç kazandığı bir dönem olmuştu. Bu durum 20. yüzyılın ilk yarısında insanlara çok büyük felaketler getirdi. Halen de çeşitli ülkelerde yaşanan gerilim ve çatışmalar, pek çok insana büyük acılar getiren açlık, fakirlik, ahlaki çöküntü, toplumsal dejenarasyon gibi temel sorunlar köklü çözümler beklemektedir. Ayrıca İslam dünyasının içinde bulunduğu mevcut durum da, gerçek din ahlakının mümkün olduğunca çok insana, mümkün olduğunca kısa süre içerisinde en ilgi çekici, en etkileyici ve -Allah'ın izni ile- en hikmetli şekilde ulaştırılması gerektiğini göstermektedir.
Bu büyük sorumluluk, tüm Müslümanlar tarafından paylaşılmalı, her birey kendi imkanları ölçüsünde Kuran ahlakını yaymak için çaba göstermelidir. Bu çabanın, Rabbimiz'in dilemesiyle, neticeye ulaşabilmesi ise, Allah'ın Kuran'da bize gösterdiği, Peygamber Efendimiz'in hayatı boyunca uyguladığı tebliğ yöntemlerinin uygulanması ile mümkündür.
Kuran'da peygamber kıssalarında, gönderilen her peygamberin toplumların önde gelenleri ile fikri bir mücadele içinde oldukları bildirilmektedir. Toplumun önde gelen insanları fikirleri ve hayat tarzları ile tüm toplum üzerinde etkili olan, onları kendi istedikleri şekilde yönlendirebilen çevrelerdir.
Bu çevrelerde yaşanacak ideolojik değişiklik tüm toplumu etkiler. Bugün de tebliğ yapacak Müslümanların, toplumları neyin etki altına alıp din ahlakından uzaklaştırdığını iyi tespit etmeleri ve bu unsurlarla fikri alanda mücadele etmeleri gerekmektedir. Günümüz toplumlarına baktığımızda ise, insanları din ahlakını yaşamaktan alıkoyan en önemli unsurların başında, din dışı ideolojilerin toplumların düşünce yapılarında meydana getirdiği tahribatın olduğunu görürüz. Söz konusu ideolojilerin en önemlileri ise ateizm ve materyalizmdir.
Aslında kökü Sümerlere kadar uzanan materyalizm, 19. yüzyılda Charles Darwin'in ortaya attığı evrim teorisi ile sözde bilimsel bir dayanak kazanmış ve materyalistler asırlardır açıklamasını yapamadıkları "evren ve canlılık nasıl var oldu?" sorusuna bu bilim dışı teori ile açıklama getirebildiklerini sanmışlardır. Darwin, doğanın içinde, cansız maddeyi canlandıran ve sonra da ondan milyonlarca farklı canlı türü türeten bir mekanizma olduğunu iddia etti ve pek çok kişiyi bu yanılgıya inandırdı. 19. yüzyılın sonlarında, ateistler, kendilerince her şeyi açıkladığını sandıkları bir "dünya görüşü" oluşturmuşlardı: Evrenin yaratıldığını inkar ediyor, buna karşı "evren sonsuzdan beri vardır, başlangıcı yoktur" diyorlardı. Evrendeki düzen ve dengenin tesadüflerin sonucu olduğunu ileri sürüyor, kainatta hiçbir amaç bulunmadığını iddia ediyorlardı. Bu sapkın inanış toplumlarda büyük tahribata neden oldur. Allah'ın varlığını ve din ahlakını inkar eden, insanların kimseye karşı sorumlu olmadıkları yalanını telkin eden bu batıl dünya görüşü, bencil, çıkarcı, saldırgan, acımasız bireylerin sayısının artmasına, daha da kötüsü bu kötü ahlak özelliklerinin makul karşılanmasına neden oldu. Yardımlaşma, fedakarlık, sabır, vefa gibi din ahlakının insanlara öğrettiği erdemler toplum hayatından neredeyse tamamen çıkarıldı. Uzun yıllar süren propagandaların etkisi ile insanlar Darwinizm'in bilimsel bir teori olduğu aldatmacasına inandılar. Okullarda verilen derslerde, gazetelerde yar alan yazılarda, çeşitli televizyon programlarında, hatta filmlerde, şarkılarda, eğlence sektörünün değişik alanlarında "insanın atasının maymun olduğu yalanı" adeta tartışmasız bir gerçekmiş gibi lanse edildi.
Ancak 20. yüzyılın ikinci yarısından itibaren bilim dünyasında yaşanan gelişmeler, evrim teorisinin büyük bir safsatadan ibaret olduğunu delilleri ile gözler önüne serdi. Ne var ki, teoriyi sahiplenip propagandasını yapanlar sadece ideolojik kaygılarla bu bilim dışı teoriyi kabullenmişlerdi. Ve Darwin'in teorisinin geçersizliğinin ortaya çıkmasıyla, dünya görüşlerinin tamamen yıkılacağını, yani materyalist ve ateist ideolojilerin yerle bir olacağını gayet iyi biliyorlardı. Evrenin ve kendisinin Darwinist ve materyalistlerin iddia ettiği gibi tesadüflerin eseri olmadığını gören bir insan, doğal olarak herşeyin nasıl var olduğu sorusunun cevabını arayacak ve bu arayış onu tek bir gerçeğe götürecektir: Üstün bir Yaratıcı herşeyi yoktan var etmiştir. Bu gerçeği anlayan insan, tüm yaşantısını doğal olarak Yaratıcımız'ın emirlerine göre şekillendirecek, diğer bir deyişle din ahlakını yaşamaya başlayacaktır. Bu ise, asırlardır din ahlakına karşı mücadele vermiş olanlar için büyük bir yenilgi anlamına gelmektedir. Günümüzde Darwinizm'in ısrarla savunulmasının temelinde bu gerçek yer almaktadır.

TEBLİĞ YAPMANIN ÖNEMİ

Allah Kuran'da iman edenlerin en önemli ibadetlerinden birinin tebliğ, yani Kuran'da bildirilen gerçekleri insanlara anlatmak ve onları iman etmeye davet etmek olduğunu bildirir. Öyle ki bu ibadet hayatın her alanını kapsar. Mümin, sözleriyle, haliyle, tavrıyla yaşamının her anında Allah'ın dinini diğer insanlara yaymakla ve İslam'ı temsil etmekle yükümlüdür.
Müminlerin birbirleri arasındaki konuşmalar da gerçekte karşılıkl
ı birer tebliğdir. Onlar da birbirlerini Kuran'da bildirilen hükümlere uymaya, Kuran'da tarif edilen ahlakı üzerlerinde göstermeye davet ederler. Kısacası, müminin genel üslubu tebliğdir. Buna karşın, Kuran'a göre inkarcılara ait olan "karakteristik" üslup ise tartışmadır. Kendisine "Adem'e secde et" (İsra Suresi, 61) emrini verdiğinde Allah ile -Allah'ı tenzih ederiz- tartışmaya kalkan şeytandan itibaren tüm inkarcıların tipik bir özelliği olan tartışma, bencil tutkuların (hevanın) bir ürünüdür ve tebliğin aksine insana hiçbir şey kazandırmaz.
Dolayısıyla mümin, her zaman tebliğ üslubunu korumalı ve asla inkarcılara ait bir üslup olan tartışmaya eğilim göstermemelidir. Allah bir ayetinde, müminin tartışmadan uzak duran ve her zaman için tebliği hedefleyen bu tavrını şöyle hükme bağlar:
Eğer seninle çekişip-tartışırlarsa, de ki: "Ben, bana uyanlarla birlikte, kendimi Allah'a teslim ettim." Ve kitap verilenlerle ümmilere de ki: "Siz de teslim oldunuz mu?" Eğer teslim oldularsa, gerçekten hidayete ermişlerdir. Fakat yüz çevirdilerse, artık sana düşen yalnızca tebliğ (etmek)dir. Allah, kulları hakkıyla görendir. (Al-i İmran Suresi, 20)

Allah'ın dinini ve İslam ahlakını insanlara anlatın

İnsanların hayatlarının büyük bölümü konuşarak geçer. Fakat bu konuşmaların çok büyük bir bölümü genelde boş ve gereksizdir. Oysa zaman insan için çok değerlidir. Her insanın mutlaka düşünmesi ve hiç aklından çıkarmaması gereken çok önemli konular vardır. Bunları düşünüp, kişilerin birbirlerine bu konuları hatırlatmak yerine gereksiz konularla vakit kaybetmeleri çok büyük bir aldanıştır. Ancak herşeyden önemlisi Allah'ın insanlara boş konuşmalardan yüz çevirmeyi emretmesidir. Bu gerçek bir Kuran ayetinde şöyle bildirilir:
Ki onlar, yalan şahidlikte bulunmayanlar, boş ve yararsız sözle karşılaştıkları zaman onurlu olarak geçenlerdir. (Furkan Suresi, 72)
Onlar, 'tümüyle boş' şeylerden yüz çevirenlerdir. (Müminun Suresi, 3)
Görüldüğü gibi Allah Müslümanları boş ve gereksiz sözleri konuşmaktan men etmektedir. Bunu yapabilmenin en iyi yolu sürekli olarak Allah'ı anmak, Kuran ayetlerini zikretmek ve hayır konuşmaktır. Dolayısıyla öğrendiklerinizi anlatmak çok hayırlı bir faaliyet olacaktır. Allah'ı anmanın çok önemli bir ibadet olduğu bir Kuran ayetinde şöyle haber verilir:
...Allah'ı zikretmek ise muhakkak en büyük (ibadet)tür. Allah, yaptıklarınızı bilir. (Ankebut Suresi, 45)
İslam ahlakını anlatan, din ahlakından uzak toplumların yaşadıkları sıkıntıları örneklendiren çalışmaları okuyup ya da izleyip, anlatan kişi anlattığı güzel ahlak kaidelerine riayet etmek isteyecek, eserlerde anlatılan hatalardan, ibret olarak verilen örneklerden şiddetle kaçınacaktır. Güzel ahlakı anlatmak, bu konudan bahsetmek kişinin vicdanına etki eder. Dolayısıyla okuyan kişi için de anlatan ve dinleyen kişi için de çok büyük hayırlara vesile olur. Kişi faydalı bir birey haline gelecek, ailenin önemine, milletin ve devletin bütünlüğüne önem verecektir. Allah bir Kuran ayetinde vicdanlı davranmak konusunda şöyle buyurur:
Siz, insanlara iyiliği emrederken, kendinizi unutuyor musunuz? Oysa siz kitabı okuyorsunuz. Yine de akıllanmayacak mısınız? (Bakara Suresi, 44)
Bir diğer Kuran ayetinde ise Rabbimiz şu şekilde buyurmaktadır:
Evlerinizde okunmakta olan Allah’ın ayetlerini ve hikmeti hatırlayın. Şüphesiz Allah, latiftir, haberdar olandır. (Ahzab Suresi, 34)

Hayatınız boyunca İslam'a ne kadar hizmet ettiniz?


Peygamber Efendimiz, bir hadis-i şeriflerinde en doğru yolun Allah'ın ve Resulünün yolu olduğunu belirtmişlerdir:
"Muhakkak ki, en güzel söz Allah'ın kitabıdır. En güzel yol da Muhammed'in yoludur."
İnsanlara Allah’ın varlığını, kainatı saran yaratış delillerini yani Allah'ın ve Resülünün yolunu anlatmak tüm iman sahiplerinin, Allah’tan korkan tüm Müslümanların en büyük sorumluluklarındandır. İslam ahlakının insanlar arasında yaygınlaşması için her insan elinden gelenin en fazlasıyla çaba göstermelidir. Öncelikle kendi ahlakını Allah’ın razı olacağı hale getirmeli, daha sonra da en yakın çevresinden başlayarak insanlara Allah’ın sonsuz güç ve kudretini anlatmalıdır. Çünkü Kuran'da müminlerin insanları hayra çağırmak, onlara iyiliği anlatmak ve kötülükten sakındırmakla yükümlü oldukları bildirilmektedir:
Sizden; hayra çağıran, iyiliği (marufu) emreden ve kötülükten (münkerden) sakındıran bir topluluk bulunsun. Kurtuluşa erenler işte bunlardır. (Al-i İmran Suresi, 104)
Bu ayetin bir gereği olarak, Müslümanlar hem birbirlerini hem de diğer insanları Allah'ın beğeneceği ahlaka yöneltmeye çalışırlar. Kuran'da müminlere 'sözün en güzelini' söylemeleri emredilmektedir. Bu nedenle iman edenler akıllarını ve vicdanlarını en güzel şekilde kullanarak konuşur, karşılarındaki insanlara en faydalı olacak sözü söylemeye çalışırlar. Bu kimselerin eksik ya da hatalı yönlerinin, Kuran ahlakından uzak kalmış olmalarından, bilgisizlik ya da cahilliklerinden kaynaklanabileceğini bilerek onlara şefkat ve merhamet dolu bir üslupla yaklaşırlar. Kendilerinin de Kuran ahlakını öğrenmeden önce hatalı bir tavır içerisinde olduklarını ve ancak Allah'ın rahmeti sayesinde güzel bir ahlaka erişebildiklerini unutmazlar. Ayrıca din ahlakını anlatırken hiçbir zaman karşı tarafı zorlayıcı bir üslup kullanmazlar.
Kuran'ın "Artık sen, öğüt verip-hatırlat. Sen, yalnızca bir öğüt verici-bir hatırlatıcısın. Onlara 'zor ve baskı' kullanacak değilsin." (Ğaşiye Suresi, 21-22) ayetleriyle bildirildiği gibi, Müslümanların sorumluluğunun sadece güzel sözle öğüt vermek olduğunu, hidayeti verecek olanın ise Allah olduğunu bilerek konuşurlar. Bir ayette "Rabbinin yoluna hikmetle ve güzel öğütle çağır ve onlarla en güzel bir biçimde mücadele et…" (Nahl Suresi, 125) hükmüyle bildirildiği şekilde 'en güzel üslupta' konuşmaya çalışırlar.
Bir başka ayette ise "…onlara öğüt ver ve onlara nefislerine ilişkin açık ve etkileyici söz söyle" (Nisa Suresi, 63) şeklinde bildirildiği gibi, Müslümanlar hataya düşen insanların nefislerine yönelik açık ve etkileyici sözler söyleyerek doğrudan karşı tarafın vicdanına hitap ederler. Son derece saygılı ve itidalli bir üslup kullanır, karşı tarafa olumlu ve yapıcı bir bakış açısıyla yaklaşırlar. Bu kimseleri akılcılığa ve samimiyete çekecek konuşmalar yaparlar. İçerisinde bulundukları hatalı durumdan vazgeçmeleri, daha güzel bir tavra yönelmeleri için ahireti, hesap gününü, Allah'ın söylenen her sözü duyduğunu, her tavrı gördüğünü hatırlatarak onları Allah'tan korkup sakınmaya davet ederler.
Peygamberimiz (sav)'in bir hadisinde ise iyiliği emredip, kötülükten men etmenin önemi şöyle anlatılmaktadır:
Ademoğlunun, iyiliği emretmek veya kötülükten sakındırmak veya Allah Teala Hazretlerine zikir hariç bütün sözleri lehine değil, aleyhinedir.” (Kütüb-i Sitte, 16. Cilt, s. 381)
Siz İslam ahlakını anlatma konusunda samimi bir gayret içerisinde olabilirsiniz, ancak tüm çabanıza rağmen karşı taraf anlatılanları anlamayabilir veya tam olarak kabul etmeyebilir. Bundan dolayı ümitsizliğe ya da üzüntüye kapılmayın. Sizin sorumluluğunuz Allah'ın bir ibadet olarak bildirdiği tebliğ görevini en güzel şekilde yerine getirmektir; verilen öğütlere uyup-uymamanın sorumluluğu ise sadece anlatılan kişinin kendisine aittir. Eğer bu kişi anlatılanları kabul etmiyorsa, bunda bir hayır olduğunu bilmelisiniz. Kuran'da "Gerçek şu ki, sen, sevdiğini hidayete erdiremezsin, ancak Allah, dilediğini hidayete erdirir; O, hidayete erecek olanları daha iyi bilendir." (Kasas Suresi, 56) şeklinde bildirildiği gibi, hidayeti veren Allah'tır.