Samimi Müslümanlar zulmün ve haksızlıkların sona ermesi, güzel ahlakın insanlar üzerinde hakim olması ve İslam dininin aslına
uygun olarak yaşanması için ciddi çaba gösterirler. Rabbimize büyük bir teslimiyetle bağlanır, O'nun rızasını kazanacak iyi işler yapma konusunda hiçbir şeyi kendileri için engel olarak görmezler. Büyük bir dikkat ve titizlikle Allah'ın rızasına, rahmetine ve Müslümanlar için hazırladığı cennetine layık bir insan olmak için gayret gösterirler. Allah onların süreklilik içindeki bu samimi çabalarını şöyle bildirmektedir:
Ey insan, gerçekten sen, hiç durmaksızın Rabbine doğru bir çaba harcayıp durmaktasın; sonunda O'na varacaksın. (İnşikak Suresi, 6)
Allah’a kesin olarak inanan bir insan Allah'ın hoşnutluğunu, rahmetini ve cennetini kazanmak için elinden gelenin en fazlasını yapmak ister. Bir işi bitirip diğer hayırlı bir işe geçer, olabilecek en süratli, en kapsamlı şekilde dine hizmet eder. Allah’a olan bağlılığını, yaşamına olabilecek en hayırlı hizmetleri sığdırarak göstermek için ciddi bir çaba harcar. Daima İslam'ın, Müslümanların yararına düşünür, tüm insanların barış, dostluk, güven ve huzur içinde yaşamaları için üzerine düşeni yapmaya çalışır. Allah rızası için yapılan hizmetlerdeki bu şevk ve istek gerçek dindarlığın da alametlerinden biridir.
Ancak imanı zayıf bazı kimseler, müminler teşvik edip destek olmadıkça hayırlı bir hizmet girişiminde bulunmazlar. Kalplerinde onları karşılıksız hizmete yöneltecek güçte bir Allah sevgisi ve korkusu olmadığı için çalışıp çabalamak, iyilik yapmak, fedakarlıkta bulunmak ağırlarına gider. Ancak bunun yanında kendilerini çevrelerine dindar gösterecek kadar hizmet eder, en az çaba sarf ederek hayatlarını sürdürmek isterler. Allah'ın rızasının en büyük kazanç olduğunu göz ardı ettikleri için bu konuda üzerlerinde daima bir ağırlık olur. Dünyevi bir çıkar elde etme ihtimali olan işler için gece gündüz çalışmayı, uykusuz kalmayı, yorulmayı kısaca her türlü fedakarlığı göze alırken, İslamın menfaati için yapılacak bir hizmeti yük olarak görür ve yaptıkları her işte müminleri minnet altında bırakmak isterler.
Samimi Müslümanlar ise, "Şu halde boş kaldığın zaman, durmaksızın (dua ve ibadetle) yorulmaya-devam et. Ve yalnızca Rabbine rağbet et" (İnşirah Suresi, 7-8) ayeti gereği Allah'ın rızasını, rahmetini ve cennetini kazanacak olmanın umudu ve sevinci ile, her anlarında çok şevkli, canlı, çalışkandırlar. Nitekim Allah Bakara Suresi’nin 148. ayetinde müminlere “hayırlarda yarışmalarını” emreder. Bu ayetlere uyan müminler, bir an dahi boş kalmadan, hayır işlemek ve iyilik yapmak konusunda birbirleriyle yarış içindedirler. Her an bir ecir kazanmak için fırsat kollar, hiçbir zaman üşenmeden, başkasına bırakmadan, ertelemeden önlerine çıkan her fırsatı değerlendirirler. Yaptıklarından dolayı ise hiçkimseyi minnet altında bırakmaz, kimseye iyilik yapıyormuş edasıyla işlerini yapmazlar. Aksine Allah'a, Allah'ın rızasına ve rahmetine ve ölmeden önce toplayacakları ecirlere muhtaç olduklarını bilerek, tevazu ve kanaatkarlık içinde, hiç kimseden tek bir teşekkür dahi beklemeden İslam’a hizmette bulunurlar.
Vicdana uyularak yalnızca Rabbimizin rızası için yapılan hizmet en zor ortamda bile mümine neşe ve sevinç verir. Her samimi çabanın sonucunda bir güzellik ve huzur, dünyada şerefli bir hayat vardır. Ahirette ise sonsuz sevinç ve neşeyi yalnızca müminler yaşayacaktır. İşte tüm bunları bilen ve kavrayan bir mümin yaptığı işlerde tek bir teşekkür dahi olsa dünyevi bir karşılık beklemenin kendisi için Allah’ın huzurunda ne kadar utanç verici olduğunu bilir. Dünya hayatında ve ahirette yaşayacağı büyük kaybı bilir ve bundan çok korkar. Zira Allah’ın rızasını, sonsuz rahmetini ve cennetini unutarak dünyevi beklentiler içinde olmak bir insanın hem dünyada hem ahirette hüsrana uğramasına neden olur. Allah bir ayetinde müminlerin bu samimiyetini şöyle bildirir:
... Şerri (kötülüğü) yaygın olan bir günden korkarlar. Kendileri, ona duydukları sevgiye rağmen yemeği, yoksula, yetime ve esire yedirirler.
"Biz size, ancak Allah'ın yüzü (rızası) için yediriyoruz; sizden ne bir karşılık istiyoruz, ne bir teşekkür. Çünkü biz, asık suratlı, zorlu bir gün nedeniyle Rabbimizden korkuyoruz."
Artık Allah, onları böyle bir günün şerrinden korumuş ve onlara parıltılı bir aydınlık ve bir sevinç vermiştir.
Ve sabretmeleri dolayısıyla cennetle ve ipekle ödüllendirmiştir. (İnsan Suresi, 7-12)
uygun olarak yaşanması için ciddi çaba gösterirler. Rabbimize büyük bir teslimiyetle bağlanır, O'nun rızasını kazanacak iyi işler yapma konusunda hiçbir şeyi kendileri için engel olarak görmezler. Büyük bir dikkat ve titizlikle Allah'ın rızasına, rahmetine ve Müslümanlar için hazırladığı cennetine layık bir insan olmak için gayret gösterirler. Allah onların süreklilik içindeki bu samimi çabalarını şöyle bildirmektedir:Ey insan, gerçekten sen, hiç durmaksızın Rabbine doğru bir çaba harcayıp durmaktasın; sonunda O'na varacaksın. (İnşikak Suresi, 6)
Allah’a kesin olarak inanan bir insan Allah'ın hoşnutluğunu, rahmetini ve cennetini kazanmak için elinden gelenin en fazlasını yapmak ister. Bir işi bitirip diğer hayırlı bir işe geçer, olabilecek en süratli, en kapsamlı şekilde dine hizmet eder. Allah’a olan bağlılığını, yaşamına olabilecek en hayırlı hizmetleri sığdırarak göstermek için ciddi bir çaba harcar. Daima İslam'ın, Müslümanların yararına düşünür, tüm insanların barış, dostluk, güven ve huzur içinde yaşamaları için üzerine düşeni yapmaya çalışır. Allah rızası için yapılan hizmetlerdeki bu şevk ve istek gerçek dindarlığın da alametlerinden biridir.
Ancak imanı zayıf bazı kimseler, müminler teşvik edip destek olmadıkça hayırlı bir hizmet girişiminde bulunmazlar. Kalplerinde onları karşılıksız hizmete yöneltecek güçte bir Allah sevgisi ve korkusu olmadığı için çalışıp çabalamak, iyilik yapmak, fedakarlıkta bulunmak ağırlarına gider. Ancak bunun yanında kendilerini çevrelerine dindar gösterecek kadar hizmet eder, en az çaba sarf ederek hayatlarını sürdürmek isterler. Allah'ın rızasının en büyük kazanç olduğunu göz ardı ettikleri için bu konuda üzerlerinde daima bir ağırlık olur. Dünyevi bir çıkar elde etme ihtimali olan işler için gece gündüz çalışmayı, uykusuz kalmayı, yorulmayı kısaca her türlü fedakarlığı göze alırken, İslamın menfaati için yapılacak bir hizmeti yük olarak görür ve yaptıkları her işte müminleri minnet altında bırakmak isterler.
Samimi Müslümanlar ise, "Şu halde boş kaldığın zaman, durmaksızın (dua ve ibadetle) yorulmaya-devam et. Ve yalnızca Rabbine rağbet et" (İnşirah Suresi, 7-8) ayeti gereği Allah'ın rızasını, rahmetini ve cennetini kazanacak olmanın umudu ve sevinci ile, her anlarında çok şevkli, canlı, çalışkandırlar. Nitekim Allah Bakara Suresi’nin 148. ayetinde müminlere “hayırlarda yarışmalarını” emreder. Bu ayetlere uyan müminler, bir an dahi boş kalmadan, hayır işlemek ve iyilik yapmak konusunda birbirleriyle yarış içindedirler. Her an bir ecir kazanmak için fırsat kollar, hiçbir zaman üşenmeden, başkasına bırakmadan, ertelemeden önlerine çıkan her fırsatı değerlendirirler. Yaptıklarından dolayı ise hiçkimseyi minnet altında bırakmaz, kimseye iyilik yapıyormuş edasıyla işlerini yapmazlar. Aksine Allah'a, Allah'ın rızasına ve rahmetine ve ölmeden önce toplayacakları ecirlere muhtaç olduklarını bilerek, tevazu ve kanaatkarlık içinde, hiç kimseden tek bir teşekkür dahi beklemeden İslam’a hizmette bulunurlar.
Vicdana uyularak yalnızca Rabbimizin rızası için yapılan hizmet en zor ortamda bile mümine neşe ve sevinç verir. Her samimi çabanın sonucunda bir güzellik ve huzur, dünyada şerefli bir hayat vardır. Ahirette ise sonsuz sevinç ve neşeyi yalnızca müminler yaşayacaktır. İşte tüm bunları bilen ve kavrayan bir mümin yaptığı işlerde tek bir teşekkür dahi olsa dünyevi bir karşılık beklemenin kendisi için Allah’ın huzurunda ne kadar utanç verici olduğunu bilir. Dünya hayatında ve ahirette yaşayacağı büyük kaybı bilir ve bundan çok korkar. Zira Allah’ın rızasını, sonsuz rahmetini ve cennetini unutarak dünyevi beklentiler içinde olmak bir insanın hem dünyada hem ahirette hüsrana uğramasına neden olur. Allah bir ayetinde müminlerin bu samimiyetini şöyle bildirir:
... Şerri (kötülüğü) yaygın olan bir günden korkarlar. Kendileri, ona duydukları sevgiye rağmen yemeği, yoksula, yetime ve esire yedirirler.
"Biz size, ancak Allah'ın yüzü (rızası) için yediriyoruz; sizden ne bir karşılık istiyoruz, ne bir teşekkür. Çünkü biz, asık suratlı, zorlu bir gün nedeniyle Rabbimizden korkuyoruz."
Artık Allah, onları böyle bir günün şerrinden korumuş ve onlara parıltılı bir aydınlık ve bir sevinç vermiştir.
Ve sabretmeleri dolayısıyla cennetle ve ipekle ödüllendirmiştir. (İnsan Suresi, 7-12)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder